• GRAM ALTIN
    271,07
    % -0,26
  • $ DOLAR
    5,7453
    % -0,09
  • € EURO
    6,3512
    % 0,13
  • £ POUND
    7,4285
    % 0,14
  • ¥ YUAN
    0,8212
    % 0,07
  • РУБ RUBLE
    0,0903
    % 0,31
  • BITCOIN
    48753,612
    % -2,07
  • BIST 100
    105.380
    % 1,54

Yazar, Dublaj Sanatçısı Ve Dahası: Almula Merter Churm

Yazar, Dublaj Sanatçısı Ve Dahası: Almula Merter Churm

1966 yılında doğdu. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji ve Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunudur. 1976 yılında seslendirme yapmaya başladı. İtalya’da ve Amerika’da yaratıcı drama, ses ve vücut dili, reji eğitimleri aldı. Devlet Tiyatrolarında 23 yıl tiyatro oyuncusu olarak çalışıp emekli oldu. Ferdi Merter’le birlikte Çığır Sahne ve Tiyatro Cansın’ı kurdu.

Başta TRT olmak üzere pek çok özel kanalda program sundu. Bir çok dergi ve gazetede köşe yazarlığı yaptı. Feminen VİP adlı kadın-magazin dergisini çıkardı. Fransızlar tarafından dünyada kadın hareketleri temsilcisi beş Müslüman kadından biri seçildi ve pek çok yerde seminerler verdi.

Balkan ülkelerinde ve Avrupa’da tiyatro yönetmenliği yaptı, kişisel gelişim eğitimleri verdi. Down sendromlu çocuklarla drama çalışmaları yaptı. Uludağ Üniversitesi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi, Yeditepe Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesinde “Yaşam bir tiyatrodur” adı altında oyunculuk ve iletişim dersleri verdi.

2011 yılından beri kariyerini İngiltere’de sürdürmekte- dir. Londra’da önce Fame Akademi ve AMC HOUSE prodüksiyon şirketini kurmuştur. Kaşağı, Kurşun Adres Sormaz ve Kırk adlı sinema filmlerinde rol aldı.

Daha önce yayımlanmış kitapları:

  • Aşk Acıtır
  • Aslında Erkek Diye Bir Şey Yok
  • Kadınlara Özel
  • Bekârlara ve Çalışanlara Hemen Mutfak
  • İksir

Yazarın Kaleminden Almula Merter Churm

Hayat kocaman bir okyanus ve biz o okyanusun içinde yer alan yüz binlerce şey arasında yakaladıklarımızı yaşıyoruz. Ben hep hayallerimin peşinden gittim. Kendim bildim bileli, etrafımdakilerin söylediğine göre sıradışı oldum. Aslında bana göre yaptığım şeyler son derece normaldi. Dokuz yaşında seslendirmeye başladım. Tiyatro sahnelerine doğup büyüdüğüm halde ailem, “Bu kız çok iyi okuyor, üniversiteye gitsin,” dediği için önce sosyoloji ve psikoloji üzerine eğitim aldım. Sonra da, “Bakın sizin dediğinizi yaptım, şimdi sıra bende,” diyerek konservatuvarın tiyatro bölümünde okudum ve Devlet Tiyatro’suna girdim. Sonra kurumda fazla “müdürcülük” oynayanlara sinirlenip istifa ettim.

O sıralar İtalyan hükümetinin açtığı bir sınavda burs alıp, bir süreliğine İtalya’ya yerleştim. Üç-dört yıl sonra ülkeme döndüm ve Devlet Tiyatro’suna yeniden girdim. Türkiye’de ilk defa seksenli yıllarda, TRT’de “Hanımlar Sizin İçin” adında, göbek atmadan hatta içeriğinde bilgi yarışmalarının olduğu bir program sundum.

Sonra özel kanallar furyası başladı ve ben de İstanbul’a yerleşip çalışmaya başladım. Bir gecede karar verdim ve Amerika’ya gittim. Orada tezgâhtarlık yaparak para kazanıp okurken, iki aylık bir süreçte çalıştığım şirkette genel müdür yardımcılığına getirildim. Şirket adına, altı aylığına Birleşik Arap Emirlikleri’nde çalıştım. İnatçılığım sayesinde Atlantic Records’un sahibi Ahmet Ertegün ile tanıştım ve işte o zaman çok şey değişti; bana inanılmaz kapılar açıldı.

Bir gün Vajina Monologları adlı oyunu seyrettim ve bu oyunun Türkiye’de sergilenmesi gerektiğine karar verdim. Ertegün’e sponsor olması fikrini açtığım zaman bana, ”‘Kendim için param yok, para lazım’ de, sana yardım edeyim. Ama böyle bir oyunu götürüp Türkiye’de oynatmak ve bundan para kazanabileceğini düşünmek gibi bir niyetin varsa, benden bir şey bekleme,” dedi. “Ve burada teptiğin şeyleri bir daha geri alamazsın,” diye sözlerini tamamladı. Ama ben bir şeye karar verdiğim zaman, önüme kocaman devler dahi koysalar, onları bile yıkar geçerim. Yine öyle oldu. Çünkü inanmıştım o işe… Oyunu sahneledim ve Vajina Monologları gerçekten büyük başarılar elde etti. O zaman kimsenin ulaşamadığı seyirci sayısına ulaştık. Türkiye’de oyunu oynamadığımız yer kalmadı. Ben, dünyada Müslüman kadın hareketleri temsilcisi beş kadından biri olarak, özellikle Fransa’da büyük ilgi gördüm. Belçika’da Annie Lenox, Eve Ensler, Kate Winslet gibi isimlerle bu oyunu oynadım. Eve Ensler beni herkese, “Bizim Cesur Yürek!” diye anons etti. Kaymakamın biri, İstanbul’da oyunumu yasaklamaya kalktı ve “Bu oyun, bu isimle oynanamaz!” dedi. Ben de ona, “Ben senin makamını hecelersem, makamını kapatırsın!” dedim. Bu söz tarihe geçti ve hâlâ on dokuz yıl sonra bile internette dolaşıp duruyor.

Röportaj kitapları çıkardım. Kişisel gelişim eğitimleri verdim, üniversitelerde “Yaşam Bilimi” adı altında dersler yaptım. İstanbul Teknik Üniversitesindeki öğrencilerim forumlara, “Biraz değişik bir hoca, ama çok eğlenceli!” diye yorumlar yazdılar. Kadın haklarına taktım ya bir kere, kalktım aile içi şiddeti sergileyen bir oyun sahneye koydum. Başrolü yani aile içi şiddeti uygulayan adamı da babama oynattım. Bazı gazeteler, “Vay, hiçbir şeyden utanmayan ahlaksız kadın! Birileri bu kadına dersini vermeli! Acaba kendi babası mı tecavüz etti?” diye başlıklar attı. Sonra çeşitli mahkemeler oldu ve hepsini babamla beraber kazandık. Bazıları çıktı ve “Türkiye’de olmayan bir olayı uydurmaya çalışıyor!” dedi.

Sonra Bulgaristan’da ve Balkan ülkelerinde, Alaaddin adlı oyunu, “Aslında Doğu ve Batı birbirinden ayrılmaz,” düşüncesi ile sentezleyip müzikal olarak sahneye koydum. İtalyan sirkinin peşine takıldım ve bir buçuk sene karavanda onlarla yaşa- dım. İstanbul’a dönünce, altı yüz elli kişilik bir tiyatro salonu işletmesi aldım ve sil baştan her şeyi yaptırdım. Ama salonun altyapı problemiyle patlayan boruları yüzünden iki büyük iflas geçirdim. Senetler ve çekler arasında boğuldum, ama vazgeçmedim. Gazetelerde ve dergilerde köşe yazarlığı yaptım. Ve bir gün “Yeniden başlıyorum!” diyerek, İngiltere’ye cebimde kalan son beş bin lira paramla geldim.

Kırk altı yaşında, sıfırdan yeni bir hayata başladım. Kocaman evlerde oturmaya alışmış olan bendeniz, odadan odaya taşınarak İngiltere’de yer edinmeye ve işimi yapmaya çalıştım. Alamadığım cevaplardan, dönülmeyen telefonlardan hiç yılmadım. Sonunda seslendirme konusunda başarımı ve iş azmimi İngilizlere kabul ettirdim. Beş yaşında gördüğüm rüyama inandım; ben kilisede bir İngilizle evleniyor ve babamın kollarında pederin karşısına çıkıyordum. Ve bu rüyam gerçek oldu. Dünyayı gezdim, yaşadığım yerlerin kültürlerini, dillerini öğrendim. Mutsuz olduğum yerden gidecek cesareti hep buldum. Hep kendime güvendim, inandım. Ben hiçbir zaman hayallerimin peşinden koşmayı bırakmadım ve onların arkasından koşabilecek cesareti buldukça da hayallerim gerçek oldu.

Dokuz Ay On Gün Kitabını Yazdı

“EVLATLARIMI KALBİMLE DOĞURDUM”

Aile olmaktan vazgeçmemek adına savaş veren, çok istediği evlatlarına dualarıyla kavuşan ve “Kalbimle doğurdum” diyen Almula Merter Churm’ün 9 ay 10 güne denk gelen bu ilahi yolculuğunu samimi duygularıyla paylaştığı Dokuz Ay On Gün, günümüzde göz ardı edilen manevi değerlerin altını çiziyor. Mona Yayınları tarafından okura sunulan Dokuz Ay On Gün, okuyanlara duygusal anlar yaşatacak başucu kitabı niteliğinde bir eser.

KİTAPTAN ALINTILAR

– “51 yaşında ‘ANNE’ oluyorum, heyecanımı anlatamam. Hem de bir değil, iki çocuğum olacak.”

– “Gözüme bakarak, bile bile canımı yakacak o cümleyi söyledi: ‘Çocukları evlat edinmek isteyen bir aile daha var, aranızda karar vereceğiz’.”

– “Annelik inanılmaz bir duyguymuş. Canım annemi ve babamı şimdi çok iyi anlıyorum, saçımızın her bir teline nasıl titrediklerini… En küçük bir şeyde, ömürlerinden ömür gittiğini. Geç de olsa, kalbimle doğurmuş olsam da, bu duyguyu yaşadığım için binlerce kez şükrediyorum.”

– “Bir insanın ruh eşini bulması; bir şans mıdır, yoksa kader midir? Bunu gerçekten bilmiyorum, ama seninle karşılaştığım her gün için Tanrı’ya şükrediyorum.”

– “İlk defa Ankara’da aklımı bıraktım fazlasıyla. Eğer çocuklar olmasa dönmezdim zaten. Babam iyileşene kadar kalırdım. Bu sefer kendimi çok çaresiz hissettim. Kalbim ikiye bölünmüş durumda. Çocukların gelişine sevinmekle, ailemin yanında olamamaya üzülmek.”

– “Bu çocukların psikolojisi tersten çalışıyor, onlar travmalı çocuklar, unutmayın.”

– “Bazen gerçek annemi, babamı özlüyorum. Bazı anne babalar çocuklarına bakamaz, onları bırakırmış.”

– “Bisküvileri saklıyorum, çünkü aç kalmamak için önlem alıyorum.”

– “Ya siz de cennete giderseniz? Bize kim bakacak?”

– “‘Sen her şeyi başarırsın,’ derdin bana. Evet babacığım, bunu da başaracağım; sensiz yoluma devam etmeyi de başaracağım. Sen her zaman kalbimin en derininde ve sol omzumda, meleğim olacaksın.”

Almula Merter Churm